Hamr-ı rûy-i yâr ile sekrân olan anlar bizi/
Sevgilinin yüzünün şarabıyla sarhoş olanlar bizi anlar.
Katresin bahr eyleyip ummân olan anlar bizi/
Kendi varlık damlasını denize çevirerek sonsuz bir okyanus hâline gelenler bizi anlar.
Câhil anlamaz, zevi’l-irfân olan anlar bizi/
Cahiller bizi anlayamaz; ancak irfan ve hakikat bilgisi sahibi olanlar anlar.
Vâkıf-ı esrâr olup hayrân olan anlar bizi/
İlahî sırlara erişip hayranlık ve şaşkınlık içinde kalanlar bizi anlar.
Halkın artık eksiğine keylimiz yokdur bizim/
İnsanların kusurlarıyla ve eksiklikleriyle ilgilenmeyiz.
Kimseye ta’n etmeğe hiç dilimiz yokdur bizim/
Hiç kimseyi ayıplamak ve kötülemek için dilimizi kullanmayız.
Lâ-mekândan gelmişiz, bir ilimiz yokdur bizim/
Biz mekândan münezzeh olan ilahî âlemden geldik; bu dünyada belirli bir memleketimiz yoktur.
Bu fenâ gülzâra hergîz meylimiz yokdur bizim/
Geçici olan bu dünya bahçesine hiçbir zaman gönül bağlamayız.
Anlamaz hayvan olan, insan olan anlar bizi/
Yalnızca nefsinin istekleriyle yaşayanlar bizi anlayamaz; gerçek insanlık mertebesine ulaşanlar bizi anlar.
Her seher bülbül gibi nâlân olan anlar bizi/
Her sabah bülbül gibi inleyerek Allah’a yakaranlar bizi anlar.
Açılıp güller gibi handân olan anlar bizi/
İlahî aşkla gönlü açılıp güller gibi neşelenenler bizi anlar.
Ref‘ edipten cübbesini üryan olan anlar bizi/
Makam, gösteriş ve dış görünüş elbisesini üzerinden çıkarıp benliğinden soyunanlar bizi anlar.
Ol sarây-ı vahdete mihmân olan anlar bizi/
Birlik sarayına, yani Allah’ın birliğini idrak etme makamına misafir olanlar bizi anlar.
Sırr-ı vasl-ı yâri yol azanlara açılmazız/
Sevgiliye, yani Allah’a kavuşmanın sırrını doğru yoldan sapanlara açıklamayız.
Biz hakîkat şemsiyiz, revzenlere açılmazız/
Biz hakikat güneşiyiz; fakat küçücük pencerelere sığmayız
Biz ricâl esrârını şol zenlere açılmazız/
Hakikat erlerinin sırlarını, bunları taşıyamayacak ve ehil olmayan kimselere açıklamayız.
Zâhid-i leffâf olan rehzenlere açılmazız/
Kendisini zahitlik örtüsüne bürümüş, fakat gerçekte yol kesen ikiyüzlü kimselere sırlarımızı açmayız.
Sanmanız zâhid gibi havf u recâ abdâlıyız/
Bizi zahitler gibi yalnızca korku ve ümit arasında ibadet eden dervişlerden sanmayın.
Geçmişiz andan şehâ, bezm-i likâ abdâlıyız
Ey şah! Biz korku ve ümit makamını aşmışız; Allah’ın cemalini görme ve O’na kavuşma meclisinin dervişleriyiz.
Tekye-i iklîm-i lâhûtda bekâ abdâlıyız
Biz ilahî âlemin dergâhında, Allah’la kalıcı olma makamına erişmiş dervişleriz.
Bâş açık, yalın ayak, râh-ı fenâ abdâlıyız
Başımız açık, ayağımız çıplak; benliğimizi yok etme ve Allah’ta fâni olma yolunun dervişleriyiz.
Anlamaz hayvan olan, insan olan anlar bizi/
Yalnızca nefsinin istekleriyle yaşayanlar bizi anlayamaz; gerçek insanlık mertebesine ulaşanlar bizi anlar.
Her seher bülbül gibi nâlân olan anlar bizi/
Her sabah bülbül gibi inleyerek Allah’a yakaranlar bizi anlar.
Açılıp güller gibi handân olan anlar bizi/
İlahî aşkla gönlü açılıp güller gibi neşelenenler bizi anlar.
Ref‘ edipten cübbesini üryan olan anlar bizi/
Makam, gösteriş ve dış görünüş elbisesini üzerinden çıkarıp benliğinden soyunanlar bizi anlar.
Ol sarây-ı vahdete mihmân olan anlar bizi/
Birlik sarayına, yani Allah’ın birliğini idrak etme makamına misafir olanlar bizi anlar.

0 Yorum