Zülfüne dil vermeyen hâtırperişân olmadı Payine yüz sürmeyen hâk ile yeksân olmadı
Gonca-i ümmîd-i bağ-ı ömrü handân görmedi Dīde kim ebr-i bahârî gibi giryân olmadı
Doğmadı hûrşîd-i âlemtâb-ı devlet âşıka Dilrübā kim âlem-i vuslatda uryân olmadı
Bir cevab etdim temenna ol dehân-ı tengden Hasılı söz geçmedi güftara imkân olmadı
Derdine dil zahmının lutf eyle dermân ol dedim Şol kadar minnetler ettim yâre dermân olmadı
Bākıyā germ oldu gerçi mihr-i âlemsūz-ı aşk Meyve-i bāğ-ı ümîd-i vasl-ı cânân olmadı
****
Senin zülfüne gönül vermeyenin hatırı perişan ol- madı. Senin Ayağına yüz sürmeyen, topraklara müsavi addedilir bir hâle gelmedi.
Bahar bulutu gibi ağlamayan göz, ümit goncasını ve ömür bağını güler bir hâlde göremedi.
Gönül cezbeden güzel, vuslat âleminde üryan ol- madıkça âşıka devlet âlemini aydınlatan güneş (devlet güneşi) doğmadı.
O küçücük ağızdan bir cevap istedimse de hâsılı ne söz geçti, ne de söylemeye imkân oldu! (Söz geçmemesini ve güftara imkân olmamasını; sevgilisinin ağzının küçüklüğü ile talil ediyor.)
Gönül yarasının derdine lütfet de derman ol; dedim. Yäre ne kadar minnetler ettim, fakat derman olmadı.
Ey Bâki; aşkın âlemi yakan güneşi (muhabbeti) ısıttı ve kızdırdı ise de cananın vuslat ümidinin bağının meyvası bir türlü olmadı.

0 Yorum